9. Yargı Paketi’yle Gündeme Gelen ‘Etki Ajanlığı’ Düzenlemesine Dair Açıklamamız

Geçtiğimiz günlerde, bazı basın organları tarafından haberleştirilen 9. Yargı Paketi’yle ‘casusluk’ suçunun genişletileceği ve Türk Ceza Kanunu’na (TCK), kamuoyunda ‘etki ajanlığı suçu’ olarak bilinen bir düzenlemenin ekleneceği öne sürülmektedir. 9. Yargı Paketi taslağı, bugüne dek sivil toplumun görüşüne açılmamış ve kamuoyuyla paylaşılmamıştır. Bu nedenle, taslağın yalnızca basına yansıyan sınırlı bir bölümüyle ilgili değerlendirme yapılabilmektedir.

Basına yansıyan haberlere göre, TCK’ya 339/A şeklinde bir madde ekleneceği ve anılan maddede devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları aleyhine yabancı bir devlet veya organizasyonun stratejik çıkarları veya talimatı doğrultusunda; Türk vatandaşları veya kurum ve kuruluşları ya da Türkiye’de bulunan yabancılar hakkında araştırma yapan veya yaptıranlara üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası öngörüleceği ifade edilmektedir.

Bilindiği üzere, sivil toplum kuruluşları (STK) faaliyetleriyle etkin hizmetlerin ve yenilikçi, sürdürülebilir çözümlerin geliştirilmesi, bu hizmetlerin faydalanıcılara ulaştırılması ve bir arada yaşam kültürünün geliştirilmesi gibi farklı alanlarda katkı sağladıkları gibi, hayata geçirdikleri izleme ve araştırma çalışmaları aracılığıyla sistemlerin işleyen ve daha iyi işleyebilecek yönlerini ortaya koyarak, politika geliştirme ve savunuculuk yapma gibi kritik görevleri de üstlenirler. Bu, hem uluslararası hem de Türkiye bağlamında meşru bir sivil toplum faaliyetidir. Bu açıdan sivil toplumun katkıları, demokratik süreçlerin güçlenmesine ve daha adil, etkili ve sürdürülebilir politikaların geliştirilmesine olanak tanır.

Türkiye'de STK'lar amaçlarını gerçekleştirmek için bireysel bağışlar, kamu fonları ve kurumsal iş birlikleri üzerinden sağlanan gelirler gibi farklı kaynakların yanı sıra yurt içi ve yurt dışından gelen hibe ve fonlardan da yararlanırlar. STK’lar kadar kamu kurumları ve yerel yönetimlerin de faydalanabildiği bu kaynakların kullanımı, kurumların öncelik ve vizyonlarının örtüşmesi neticesinde gerçekleştiği için yasal ve meşru bir ilişkidir.

Bununla birlikte, insan haklarına dayanan uluslararası sistemin temelinde, sivil toplum ve toplumsal hareketlerin siyasi otoriterlerden bağımsız olarak görüşlerini ifade etmesinin demokrasilerin mutlak gereği olduğu fikri yatmaktadır. Türkiye’nin üyesi olduğu Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşlarca yalnızca devletlerin değil; sivil toplumun da temsiliyet ve ifade hakkı güvence altına alınmıştır.

Ceza kanunlarının temelini oluşturan öngörülebilirlik ve belirlilik ilkeleri uyarınca, yurttaşlar bir fiili işlediğinde suç oluşturup oluşturmadığı konusunda herhangi bir şüphe taşımamalıdır. Buna karşın, tartışmalı kanun maddesinde yer alan, ‘devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları aleyhine (…) araştırma yapanlar’ ifadesi öngörülebilirlik ve belirlilik ilkelerine uygun değildir.

Bu düzenleme, ilgili suçu muğlak kavramlarla tanımladığı ve somut bir suç tanımı ortaya koymadığı için sivil alandaki izleme ve araştırma faaliyetlerini tutuklanma ve oldukça ağır bir ceza tehdidiyle karşı karşıya bırakmakta, bu nedenle sivil alanda itirazla karşılanmaktadır. Taslağın yasalaşması sivil toplumun başat görev ve sorumluluklarından birini suç haline getirmenin önünü açacak, sivil toplumun sindirilmesi için kullanılabilecek bir araç haline gelecektir. Buna ek olarak, akademi, medya, sanat, siyaset üzerinde olumsuz etkiler yaratacaktır.

Biliyoruz ki ifade, toplanma, örgütlenme özgürlüğü gibi haklara duyulan saygı ve bu hakları herkes için korumak konusunda duyulan sorumluluk toplumların daha iyiye ulaşabilmesi için gerekli itkiyi sağlayan güçtür. Sivil toplumun beklentisi, kısıtlayıcı düzenlemeler değil; demokrasi ve hukukun üstünlüğünün güvence altında olduğu bir siyasi iklim ve elverişli bir sivil alandır. Bu nedenle, sivil alana zarar verecek bu yasa teklifi maddesinin geri çekilmesini talep ediyor ve sivil toplumu ilgilendiren düzenlemeler yapılmadan önce paydaşlarla istişare edilmesinin gerekliliğini bir kere daha vurguluyoruz.