Blog
Güven Temasla, Gelecek Paylaşarak Başlar
Yazar: Çiğdem Usta, TÜSEV İletişim Koordinatörü
Gülemiyorsun ya, gülmek / Bir halk gülüyorsa gülmektir.”
Edip Cansever, Mendilimde Kan Sesleri
Aristoteles yüzyıllar önce insanı tanımlarken o meşhur ifadesini kullanmıştı: “İnsan toplumsal bir hayvandır.”
Peki, bugün o tanımdan “toplumsallığı” ve “dayanışmayı” çıkarırsak geride ne kalır? Kendini güvende hissetmek için kendi alanına çekilen, belirsizlikler karşısında yalnızlaşan bireyler… Dayanışma ve ortak yaşam tecrübesi olmadan gerçek bir toplumsallıktan söz etmek pek mümkün değil.
Çünkü dayanışmanın en güçlü kökü güven, güvenin ön koşulu ise tanışıklık, temas ve birlikte hareket edebilme zemini. Yani yan yana gelmek ve paylaşmak.
İçinde bulunduğumuz toplumsal iklimde zaman zaman bu güven zeminini kurmakta zorlandığımız bir tabloyla karşı karşıya kalabiliyoruz. Bekir Ağırdır’ın Veri Pusulası araştırmaları, Türkiye toplumunun duygu haritası ve toplumsal sermayesine dair incelemelerle, toplumda tüm kurumlara, kurallara ve daha önemlisi geleceğe güven kaybına dair önemli veriler sunuyor. [1] Görüyoruz ki bireyler belirsizlikler karşısında geleceğe odaklanarak iyileştirici adımlar kurgulamaktan ziyade mevcut durumunu koruma eğilimine giriyor. Fakat bu durum toplumsal dayanışma ihtiyacını ortadan kaldırmıyor; aksine şeffaflığa ve adalete dayalı yeni bir güven zeminine duyulan ihtiyacı belirginleştiriyor.
Siyaset bilimci Prof. Dr. Seda Demiralp ise ‘davranıştan önce duygunun değiştiğini’ vurguluyor. Belirsizlik uzadıkça bireylerin duygusal dirençliliği düşüyor. İnsanlar yoğun enformasyon ve kaygı karşısında kendilerini korumak için kamusal alandan çekiliyor (içe kapanma/apatileşme). Ve bu bireysel içe kapanma toplumsal dirençlilik kapasitesini de olumsuz etkiliyor. [2] Öte yandan insanlar anlaşıldıklarını, yalnız olmadıklarını ve katkılarının somut bir karşılığı olduğunu hissettiklerinde, içe kapanma eğilimi yerini ortak meselelere katılım arzusuna bırakıyor. Burada iki taraflı bir etkileşim olduğu görülüyor. Biz kolektif bir duruşun parçası olduğumuzda, ortak faydaya sunduğumuz katkıyla hem bu kolektifliğin etki gücünü artırıyoruz hem de bu kolektiflik bizi daha güçlü hale getiriyor.
Temas Ettikçe Tanıyor, Yan Yana Geldikçe Güçleniyoruz
Toplum olarak yardımlaşmaya ya da birbirimizin elinden tutmaya kapalı değiliz; aksine dayanışma potansiyelimiz yüksek. Ancak bu potansiyeli kurumsal yapılara ve örgütlü mekanizmalara yönlendirme konusunda mesafeliyiz.
Tam da bu noktada, bir araya gelme ve birlikte hareket etme kültürünün ne kadar hayati olduğu ortaya çıkıyor. Toplumun örgütlülüğe veya örgütlenme fikrine mesafesi, sivil toplumla olan teması da sınırlıyor; temas azaldıkça güven kaygısı derinleşiyor. Oysa çözüm, tam da bu temas zeminlerini çoğaltmakta ve güvenli bir araya geliş alanları yaratmakta.
Veriler de bu ihtiyacı ve dönüşüm potansiyelini doğruluyor:
- Temas İhtiyacı: STGM’nin Türkiye’de Sivil Toplum Algısı Araştırması’na göre toplumun %77,2’si herhangi bir sivil toplum kuruluşuyla doğrudan bir temasının olmadığını belirtiyor. [3] Temas arttıkça sivil topluma verilen değer ve duyulan güven ivme kazanıyor.
- Yardımlaşma Var, Güvenli Zemin Arayışı Yüksek: TÜSEV’in Türkiye’de Bireysel Bağışçılık ve Hayırseverlik Araştırması (2024), bağışçılığın halen büyük ölçüde bireysel ve enformel ağlar üzerinden yürüdüğünü ortaya koyuyor. Doğrudan bir ihtiyaç sahibine (akraba, komşu vb.) maddi yardım yapanların oranı %49 iken, bu yardımların kurumsal kanallara yönelmesi noktasında “güven” kritik bir eşik olarak karşımıza çıkıyor. Nitekim araştırma, genel olarak toplumun kurumlara duyduğu güvenin son 20 yılda kademeli olarak gerilediğine dikkat çekiyor. Son 12 ay içinde bir sivil toplum kuruluşuna bağış yapanların %75,6’sı ise “kuruma duyulan güven“in bağışı tetikleyen başlıca motivasyonlardan biri olduğunu ifade ediyor. Ayrıca bağışçıları harekete geçiren en güçlü hislerden biri de %73,5 gibi yüksek bir oranla “bir değişim yaratabileceğinin farkında olmak”. Neredeyse başa baş çıkan bu oranlar bize, bir sivil toplum kuruluşuyla ilişkilenmede değişime katkı sunma motivasyonu ve güven duyma ihtiyacı arasındaki bağı da gösteriyor. [4]
- Güven, Şeffaflık ve Elverişli Ortam: Araştırma verileri, bağışçıların şeffaflığı ve hesap verebilirliği öncelikli bir motivasyon olarak sunduğuna işaret ediyor: bireylerin %72’si bağışının nasıl harcanacağından emin olmak, %63’ü ise kuruluşların daha şeffaf olmasını istiyor. [4] Öte yandan pratikte bağış kararlarının rasyonel verilerden veya yayımlanan faaliyet raporlarından ziyade; kurulan doğrudan duygusal bağlar ve insani hikayeler üzerinden şekillendiğini görüyoruz. Bu durum, Prof. Dr. Seda Demiralp’in işaret ettiği “davranıştan önce duygunun değiştiği” tespitiyle sanıyorum örtüşüyor: İnsanları harekete geçiren, istatistikler, soğuk rakamlar değil, o rakamların arkasındaki değişimin parçası olduklarını hissettiren duygusal temas.
Tam da bu noktada kritik bir hassas denge karşımıza çıkıyor: Şeffaflık ve hesap verebilirlik sivil toplumun vazgeçilmez bir ilkesi olmakla birlikte; finansman kaynaklarının veya veri akışlarının kamusal alana sınırsızca açılması, özellikle hak savunuculuğu, toplumsal cinsiyet ve insan hakları gibi alanlarda çalışan sivil toplum kuruluşları ve onların ulaştığı kesimler için bazı riskler doğurabiliyor. [5] Yani sivil toplumda sürdürülebilir güven ve hesap verebilirlik, şeffaflığı tek taraflı bir mecburiyet olarak görmekten değil; sivil alanın baskı hissetmeden var olabildiği, şeffaflık ile kişisel veri güvenliği arasındaki hassas dengenin korunduğu elverişli bir ortamın inşasından geçiyor.
Güvenmek için Sorumluluk Çift Taraflı
Güven inşasını mümkün kılacak, tanışıklığı sağlayacak teması kurma sorumluluğu, yalnızca sivil toplum kuruluşlarına ait değil. İki taraflı bir ilişkiden bahsediyoruz. Sivil toplum kuruluşlarının toplumsal fayda üretirken bir yandan da varlıklarını devam ettirebilmek için hayati zorluklara göğüs gerdiği bir gerçek. Görünürlük, bilinirlik, sürdürülebilirlik gibi alanlarda sivil toplum birçok kısıtlayıcıyla karşı karşıya. Bu bariyerleri aşıp kamuoyuna seslenebilen az sayıda sivil toplum kuruluşu var. Bu noktada sivil alanın bu görünür kurumlardan ibaret olmadığını akılda tutmak önemli. Aslında dert edindiğimiz birçok toplumsal konuda, bir yerlerde ciddi emek harcayan, örgütlü ‘birileri var.’ Sivil toplum tam da bu demek değil mi? Üstelik toplumsal kaygıları ve yalnızlık hissini aşmanın, değişim ihtiyacına seslenmenin yolu büyük, iddialı iletişim kampanyaları, sloganlardan geçmiyor. Asıl dönüşüm; insanların kendilerini sürecin öznesi hissettikleri, tek başınalığın çaresizliğini dağıtan, gerçek temaslar kurabilmekte; birlikte başarma, değiştirme, dönüştürme deneyimini adım adım edinmekte saklı.
Birlikte Bir Gelecek Kurmanın İlk Adımı: Paylaşmak
Sivil toplumla temas etmek, bir araya gelmenin ve ortak eylemin (örgütlenmenin) gücünü deneyimlemek, kişiyi o yalnızlık çeperinden çıkararak daha kolektif, umutlu ve güçlü hissettiriyor. Yan yana durabildiğimizi görmek, toplumsal dayanıklılığımızın en büyük teminatı.
İşte tam da bu yüzden, Türkiye’de TÜSEV koordinesinde büyüyen #PaylaşmaGünü hareketini sadece yılda bir gün hatırlanan bir takvim yaprağı olarak görmüyoruz. Aksine; toplumsal birlikteliği güçlendiren, aktif vatandaşlığın ve dayanışmanın etkisini çoğaltan kapsayıcı bir alan açmayı hedefliyoruz. Bireyleri ve kurumları kendi toplulukları ve dert edindikleri meseleler etrafında buluşturan bu hareketle;
- Şeffaflıkla güvenin inşa edildiği,
- Yalnızlık hissi yerine kolektif etkinin ve dayanışmanın koyulduğu,
- Ortak hareket etmenin ve bir araya gelmenin dönüştürücü gücünün hissedildiği,
- Her bireyin sürecin bir parçası olduğu kapsayıcı bir kulvar açmayı hedefliyoruz.
Çünkü biliyoruz; hayatı ve umudu paylaşmak, tek başınalığı değil, birlikte yer aldığımız o büyük resme bakmayı seçmektir.
Siz de belirsizlik yerine güveni, yalnızlık yerine yan yana durmanın gücünü tercih etmez misiniz? O halde paylaşmayı, dayanışmayı merkeze alan bu hareketin bir parçası olun.
Bu yıl #PaylaşmaGünü kutlamamızın tarihi 1 Aralık.
Siz de paylaşma kültürünün ve birlikte hareket etmenin dönüştürücü gücünü büyütmek için #PaylaşmaGünü hesaplarımızı takip edin, temas edelim, tanışalım, keyifli içeriklerde buluşalım, paylaşmanın mutluluğuyla hep birlikte gülelim!
Referanslar & Kaynakça
- [1] Bekir Ağırdır / Veri Pusulası (T24): Anksiyete Yaygınlaştı, Stres Norm Oldu: Ekonomik Kriz Artık Toplumsal Bir Kırılma (Mayıs 2026)
- [2] Prof. Dr. Seda Demiralp: EmotiCS (Duygular, Siyaset ve İletişim Laboratuvarı) — Işık Üniversitesi EmotiCS Yayınları
- [3] STGM (Sivil Toplum Geliştirme Merkezi): Türkiye’de Sivil Toplum Algısı Araştırması (2024)
- [4] TÜSEV (Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı): Türkiye’de Bireysel Bağışçılık ve Hayırseverlik Araştırması Raporu (2024)
- [5] STGM ve TÜSEV: Türkiye’de STÖ’lerin Kaynak Yaratma Faaliyetleri Açısından Yardım Toplama Mevzuatı
